Diri ve gerçek olan tek bir Tanrı vardır. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Rab’bin Sofrası, Mesih’in buyruğuna uygun olarak, ölümünün gösterildiği, ekmek ve şarabın verilip alınmasıdır; ve bunu almaya uygun kişiler, bedensel bir biçimde değil, imanla, O’nun bedeni ve kanına, bunların ruhsal beslenmeleri ve lütufta büyümelerine getirdiği bütün yararlara birlikte ortak edilirler.
*Çoğu kiliselerde sembolik olarak vişne suyu da kullanılır.
Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Tanrı'nın Oğludur. “ Tanrı var mı? ”Çok az insan İsa Mesih'in var olup olmadığını sorguluyor. İsa'nın gerçekten 2000 yıl önce İsrail'de yeryüzünde yürüyen bir adam olduğu genel olarak kabul edilmektedir.
Tartışma, İsa'nın tam kimliği tartışıldığında başlar. Hemen hemen her büyük din, İsa'nın bir peygamber, iyi bir öğretmen ya da tanrısal bir adam olduğunu öğretir. Sorun, İncil'in bize İsa'nın bir peygamberden, iyi bir öğretmenden ya da tanrısal bir adamdan sonsuz derecede daha fazlası olduğunu söylemesidir. Öyleyse, İsa kim olduğunu iddia etti? Kutsal Kitap O'nun kim olduğunu söylüyor?
Önce, İsa'nın Yuhanna 10: 30'daki "Ben ve Baba biriz " sözlerine bakalım . İlk bakışta, bu bir Tanrı iddiası gibi görünmeyebilir. Bununla birlikte, Yahudilerin O'nun sözlerine verdiği tepkiye bakın, Şöyle yanıt verdiler: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfrettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.” ( Yuhanna 10 : 33 ). Yahudiler, İsa'nın sözünü Tanrı olduğu iddiası olarak anladılar. Aşağıdaki ayetlerde İsa, "Ben Tanrı olduğumu iddia etmedim" diyerek Yahudileri asla düzeltmez. Bu, İsa'nın "Ben ve Baba biriz " ( Yuhanna 10:30 ) ilan ederek gerçekten Tanrı olduğunu söylediğini gösterir.
Yuhanna 8:58 başka bir örnek: " İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi. İsa'nın kimliğini "Ben" olarak duyurması, Tanrı için Eski Ahit adının doğrudan bir uygulamasıdır ( Çıkış 3:14 ). Yahudiler, küfür olduğuna inandıkları bir şeyi, yani Tanrı olduğu iddiasını söylememiş olsaydı, İsa'yı neden taşlamak istesinler? Yuhanna 1: 1 "Söz Tanrı idi" diyor. Yuhanna 1:14 “Söz beden oldu” diyor. Bu açıkça İsa'nın bedenen Tanrı olduğunu gösterir. Öğrenci Thomas, İsa'ya, "Rabbim ve Tanrım" dedi ( Yuhanna 20:28). İsa onu düzeltmiyor. Elçi Pavlus, O'nu “… yüce Tanrımız ve Kurtarıcımız, İsa Mesih” olarak tanımlar ( Titus 2:13 ). Elçi Petrus da aynı şeyi söylüyor, “… Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih” ( 2 Petrus 1: 1 ).
İsa'nın gerçek kimliğiyle ilgili soru neden bu kadar önemli? İsa'nın Tanrı olup olmaması neden önemli? İsa'nın Tanrı olması gerektiğinin en önemli nedeni, Tanrı olmasaydı, ölümünün tüm dünyanın günahlarının cezasını ödemeye yeterli olmayacağıdır ( 1 Yuhanna 2: 2 ). Böyle sonsuz bir cezayı yalnızca Tanrı ödeyebilirdi ( Romalılar 5: 8 ; 2 Korintliler 5:21 ). Borcumuzu ödeyebilmesi için İsa'nın Tanrı olması gerekiyordu. İsa'nın ölebilmesi için insan olması gerekiyordu. Kurtuluş ancak İsa Mesih'e imanla elde edilebilir. İsa'nın tanrılığı, kurtuluşun tek yolu olmasının nedenidir. İsa “Yol, gerçek ve yaşam benim. Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelmez ”( Yuhanna 14: 6 ). dedi.
İsa Mesih Rab ve kurtarıcıdır ve çarmıhta bizim için kendisini feda etti ama ölümü yenerek üçüncü gün dirildi! Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Günah, Tanrı’nın yasasına uymamak ve O’na karşı gelmektir. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Tanrı insanı erkek ve kadın olarak, Kendi benzerliğinde, bilgili, doğru, kutsal ve bütün yaradılış üzerinde egemenlik sahibi olarak yaratmıştır. Daha fazla bilgi almak için Kutsal Kitap'ta ''Yaratılış 1:26-27'' ayetlerini okuyabilirsiniz. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İncil’deki sakramentler; Vaftiz ve Rab’bin Sofrası’dır. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İsa Mesih’e iman etmek, bize müjdede sunmuş şekliyle aracılığıyla kurtuluşu aldığımız ve bu kurtuluş için sadece O’na güvendiğimiz, bizi kurtaran bir lütuftur. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Tanrı, varlığında, bilgeliğinde, gücünde, kutsallığında, adaletinde, iyiliğinde ve gerçekliğinde sınırsız, sonsuz ve değişmeyen bir Ruhtur. Ve zaman varken Tanrı'nın yüzünü arayın ve Onunla barışın. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İnsanın yaşam amacı, Tanrı’yı yüceltmek ve sonsuza dek O’ndan hoşnut olmaktır. Daha fazla bilgi almak için '' 2.Timoteos 1:9-10'' ayetlerini okuyabilirsiniz. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
On emrin özeti; Tanrımız olan Rab’bi bütün yüreğimizle, bütün canımızla, bütün aklımızla sevmek ve komşumuzu kendimiz gibi sevmektir. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Vaftiz sözcüğu Grekçe kökenlidir ve 'suya batırma. daldırma' anlamı taşır. Dinsel açıdan taşıdığı anlam ise, kişinin eski günahlı yaşama ölmesi, yeni ve pak bir yaşama doğmasıdır. Yani suya batırılan kişi eski günahlı yaşamına ölür, çıktığında da pak ve aklanmış olarak doğar. Bu tamamen simgesel bir uygulamadır. İsa'ya iman edip İncil'i Tanrı sözü olarak kabul eden kişi vaftiz olur. Vaftiz bunun ifade biçimdir.
Bir anlamda diğer insanların önünde gerçekleşen vaftizle kişi, 'Yaşamımı İsa'ya adıyorum. Eski kötü yaşantımı bırakıp İsa'ya birlikte iman yaşamımı sürdürmek istiyorum. Bu kararımı sizlere paylaşıyorum' demek istemektedir. Evli insanlar genellikle alyans takarlar. Bu yüzük kişinin evli olduğunü gösterir. Evlenirken de düğün yapılıp çiftin arasındaki evlilik anlaşması kutlanır, ilan edilir. Evlilik cüzdanı da bir çok yerde çiftlerin evli olduğunu ispatlayan tek geçerli belgedir. Vaftiz de buna benzetilebilir. Bir çeşit duyuru, paylaşım ya da kutlama denilebilir.
Vaftiz kişiyi kutsal kılmaz, aklamaz ya da kurtarmaz. Kişi ancak İsa'ya iman etmekle kurtulur. Gerçekten yüreğini ve yaşamını İsa'ya adamayan kişinin vaftiz olması, resmen evli olmayan birinin alyans takıp gezmesine benzer. Vaftiz, verilmiş bir kararın sadece ve sadece törensel kısmıdır. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İznik Konsili’nin toplanmasını gerektirecek nedenlerin tohumlarını İS 310 yıllarında, Mısır’ın İskenderiye kentinde görevli Aryus adlı bir kilise önderi tarafından ekilmeye başladı. Aryus, bu yıllarda İncil’e ters düşen bazı iddialar ileri sürmeye başladı. İS 300 yıllarına kadar, İsa Mesih’in şahsiyeti ile ilgili bir tartışmaya pek rastlanmaz. Hem o zamandaki hem şimdiki Hıristiyanlar, İncil’de yer alan bilgiler çerçevesinde, İsa Mesih’in Allah’ın Oğlu olduğunu ve Allah’ın Ruhundan olması nedeniyle, Allah’la eşit olduğunu kabul ediyorlar.
Aryus ise, İS 310 yıllarında, “ Oğul ( İsa Mesih) Baba’nın ( Allah’ın) bir yaratığıdır. Önceden ezeli olarak mevcut değildi. Bunun için Oğul’a ancak dolaylı olarak Allah diyebiliriz” diyordu. Aryus’un bu görüşlerinin yanlış olduğu, önce bağlı olduğu İskenderiye Episkoposu Alexandre tarafından belirtilmiş ve daha sonra İS 318 ‘de yüz Episkoposun katıldığı Mısır Konsil’inden de bu yönde bir karar çıkmıştı. Ancak Aryus, görüşlerini inatla savunmaya devam eder. Günden güne taraftar kazanması ise, “ Aryusçuluk tehlikesinin” büyüyeceğini gösteriyordu.
İmparator Konstantin’in Hıristiyanlığı kabul edişini politik nedenlere bağlıyanlar olduğu gibi, onun içten ve samimi bir şekilde Hıristiyanlığı kabul ettiğini söyleyenler de vardır. Konstantin’in Hıristiyan olduktan sonra bütün imkanlarını kullanarak, Hıristiyanlığa hizmet etmesi ikinci görüşü kuvvetlendiriyorsa da, bu konuda kesin bir şey söylemek tabii ki mümkün değildir. Konstantin, bir mektubunda: “ Eğer kötülüğün maskesini kaldırmazsam Allah’ın huzurunda ciddi şeklinde suçlu olacağım. Hiçbir şey, benim kararlı sözüme ve İmparatorluk görevime, hatayı yok etmek, yanlış görüşlerin kökünü kazımak, insanlığı saf bir dinle, samimi bir birlikle , kendisine borçlu olunan bir tapınma ile Allah’a tapmaya götürmek kadar iyi bir cevap olamaz” demektedir.
İşte bu derece samimi görünen İmparator Konstantin, Hıristiyanlar arasında meydana gelen her önemli sorunun büyük toplantılar arasında meydana gelen her önemli sorunun büyük toplantılar ( Konsil) yolu ile çözüldüğünü öğrenir. Acaba bu Aryusçuluk sorunu için de, İmparatorluğun bütün imkanlarını kullanarak, o ana kadar eşi yapılmamış bir Konsil düzenlenemez miydi? Elbette düzenlenebilirdi.
Davet edilen bütün Episkoposlara ve diğer kilise liderlerine, senatörlere tanınan haklar tanınarak bütün giderler İmparatorluk tarafından karşılandı. Konstantin, organize ettiği bu Konsil’e katılmış ancak, dinsel bir sıfatı olmaması nedeniyle, oy kullanamamıştır. İskenderiye ‘de görevli olan Aryus, Konsil’de en büyük darbeyi İskenderiyeli olan genç din adamı Athanas’tan yiyecekti. Aryus’un bütün iddialarını tek tek yanıtlaması, onu köşeye sıkıştıran sorular sorması bütün Episkoposların dikkatini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştı. Gerek Athanas’ın ve gerekse diğer Episkoposlar’ın konuşmaları, Aryus’un ileri sürdüğü iddiaların İncil’e aykırı olduğunu apaçık gözler önüne seriyordu.
Ancak Aryus’la başlayan İsa Mesih’in şahsiyeti ile ilgili bu tartışmalar, aynı zamanda yeni bir ihtiyacı da meydana getirdi: Bir Hıristiyan’ın İsa Mesih’İ nasıl kabul etmesi gerektiği daha açık bir şekilde formüle edilmeliydi. Konsil, bunu da yapmalıydı. Yoğun bir çalışma ile Konsil, bir Hıristiyan’ın gerek İsa ile ilgili ve gerekse diğer temel inanç konuları daha açık bir şekilde formüle eden, kısa ama önemli bir “İman İkrarı” ya da “ İnanç Bildirgesi” diyebileceğimiz “ Credo” yu hazırladı. Bu “Credo” Aryus ve iki arkadaşı ( İzmit ve Kayseri’ye Episkoposları Teonas ve Sekundus) dışında herkes tarafından onaylandı. Dünyanın hemen her tarafından gelen 318 Episkopos sayesinde bu “ İnanç Bildirgesi” hemen her kiliseye ulaştırılmıştı. Belki bu şekilde yanlış fikirler, yanlış iddialar azalır, gerçekler daha iyi anlaşılabilirdi.
İznik Konsili’nde hazırlanan bu “İnanç Bildirgesi ” şu şekildedir: “ Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen tüm varlıkların yaratanı olan bir tek Baba Allah’a inanıyoruz. Bir tek Rab İsa Mesih’e de inanıyoruz; Allah’ın Oğlu, Baba’dan doğan, biricik oğul, yani Baba’nın öz varlığından oluşan, Allah’tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah’tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil, doğrulmuş, Baba’nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her şey yaratılmış, biz için insanlar için ve kurtuluşumuz için ve gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya tekrar gelecek olan O’dur. Ve Kutsal Ruh’a da inanıyoruz. Buna karşılık, ‘Rab İsa’nın mevcut olmadığı bir devre vardı’ , ‘ O doğrulmadan önce yoktu’, ‘hiç yoktan meydana geldi’, ‘ Allah’tan başka bir madden veya özden yaratıldı’, ‘ değişebilir’ veya ‘ başka bir hale gelebilir’ diye ileri sürenlere gelince, kutsal, evrensel ve havarilerin yolunda olan Kilise, onları lânetlemektedir.”
Tabii İznik Konsili, bütün zamanını Aryus’a yanıt vermek ve “ İnanç Bildirgesini” hazırlamakla geçirmedi. Paskalya ( İsa Mesih’in ölümden diriliş) bayramının her zaman Pazar günü kutlanmasına karar vermiş ve din görevlileri ile ilgili önemli kararlar da alınmıştır.
İsa Mesih'in Tanrılığına ilişkin en çok sorulan sorular arasında bu soru da yer almaktadır. Bu soruya yanıt Üçlübirlik’te ve İsa’nın yeryüzüne gelip beden almasında yatmaktadır.
Üçlübirlik, tüm yaradılışta tek Tanrı’nın olduğunu anlatan öğretiştir. Bu tek Tanrı üç kişilikten oluşur: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Üç tanrı yoktur, sadece tek Tanrı vardır. Her biri ayrı kişiliktir, fakat yine de özde her biri tanrısal doğaya sahiptir.
Üçlübirliğe yakın bir benzetmeyi, zaman kavramını yakından inceleyerek bulabiliriz. Zaman geçmiş, şimdiki ve gelecek zamandır. Zamanın üç “kısmı” veya “yönü” vardır. Bu tek olan zaman dışında, “üç” zaman olduğu anlamına gelmez. Her biri bir anlamda ayrıdır, fakat her biri aynı doğayı veya özü taşır.
Aynı şekilde, Üçlübirlik aynı doğayı paylaşan üç farklı kişilikten oluşur. Hristiyanlıkta Üçlübirliğin ikinci kişisi İsa’nın beden alma öğretişine göre, İsa kendi Tanrı doğasına insan doğasını ekledi ve insan oldu. Kutsal Kitap, İsa’nın beden almış Tanrı olduğunu söyler, “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı… Söz, insan olup aramızda yaşadı. O'nun yüceliğini Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul'un yüceliğini gördük.” (Yuhanna 1:1, 14); ve “Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih'te bulunuyor.” (Koloseliler 2:9).
İsa bundan dolayı iki doğaya sahiptir. O hem Tanrı hem de insandır. İsa tamamen insandır, fakat aynı zaman tanrısal doğaya da sahiptir.
TANRI
İNSAN
SONUÇ: İnsan olarak İsa’nın dua etmeye ihtiyacı vardı. Dua ederken duayı Kendisine etmiyordu, fakat Baba Tanrı’ya etmekteydi.
1947 - 1956 yılları arasında Lut denizi etrafındaki mağaralarda bir çok eski İbrani’ce Tomar bulundu. Tomarların bulunduğu yer nedeni ile Lut denizi tomarları olarak adlandırıldı. Bu tomarlar 20.000 den fazla el yazması parça ve 100 den fazla Kutsal Kitap'tan oluşmaktadır.
Bu muazzam kütüphane İ.S 68 civarında Esseniler denilen bir tarikat tarafından kurulmuştur ve kütüphane Eski Ahit'in büyük bir bölümünü içermektedir. Esseniler, Ferisiler ve Sadukiler gibi yoldan çıkmış bir tarikat değil; Allah'a ve onun sözlerine bağlılıklarını sürdüren ve kutsal yazıları çok titiz olarak korumaya çalışan bir tarikattı. Esseniler diğer tarikatlardan uzak dururlardı ve zamanlarının yarısını da kutsal yazıların el yazmalarını çoğaltmasına ayırırlardı.
Bu nüshaların yazılması İ.Ö. ikinci yüz yıl ile İ.S.68 arasındaki tarihlere ait olduğu halde, bu eski Ahit metinleri ile 1008 tarihli Leningrad Kodeks Masoretik metni arasında manayı değiştirecek bir fark yoktur. Demek ki Kitabı Mukaddes çok güvenilirdir.
Bu "Lut Denizi Tomarları" bu gün İsrail'de "Shirine of the Book" adlı bir müzede sergilenmektedir. Dileyen herkes bu tomarları görebilir.
Ülkemizde Kilise dendiğinde genelde aklımıza çan kuleleri ve eski büyük binalar gelir. Ancak kilise yani soruda da belirtilen kilise bu mudur? Hayır! Kilise denilince akla İsa Mesih’e Rab ve Kurtarıcı olarak iman edenlerin oluşturduğu bir topluluk gelmelidir.
Bu nedenle tek bir Kilise vardır ve onun başı şu yada bu Papaz değil, İsa Mesih'tir. Mesih İnanlıları her şeyden önce İnsanın yegane yaratılma amacının sonsuza dek Tanrı’yı yüceltmek ve O’na tapınmak olduğuna iman ederler. Her şeyin yaratıcısı yüce Allah dünyayı 6 günde yaratmış 7. gün dinlenmiştir. Aynı uygulamayı bizden de beklemektedir. Sept günü yani 7. gün Tanrı'nındır ve O bu günü dünyanın telaşından uzak ve yalnızca O'na olan şükran ve teşekkürümüzle geçireceğimiz bir gün olarak kendine ayırmıştır.
Ancak Mesih inancında İbadet yada tapınma yalnızca haftanın belli bir gününde yapılan ve biten diğer günlerde ise ibadetin yerine getirilmiş olmasının verdiği rahatlık ve rehavet içerisinde geçiştirilen bir uygulama değildir. Kilise ibadeti aynı imanı paylaşan insanların bir arada birbirlerini teşvik ederek gerçekleştirdikleri tapınmadır. Yukarıda da belirttiğimizi gibi yegane amacımız Tanrı’yı sonsuza dek yüceltmektir ve bu yaşamımızın tamamını kapsamaktadır.
Diri ve gerçek olan tek bir Tanrı vardır. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Rab’bin Sofrası, Mesih’in buyruğuna uygun olarak, ölümünün gösterildiği, ekmek ve şarabın verilip alınmasıdır; ve bunu almaya uygun kişiler, bedensel bir biçimde değil, imanla, O’nun bedeni ve kanına, bunların ruhsal beslenmeleri ve lütufta büyümelerine getirdiği bütün yararlara birlikte ortak edilirler.
*Çoğu kiliselerde sembolik olarak vişne suyu da kullanılır.
Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Tanrı'nın Oğludur. “ Tanrı var mı? ”Çok az insan İsa Mesih'in var olup olmadığını sorguluyor. İsa'nın gerçekten 2000 yıl önce İsrail'de yeryüzünde yürüyen bir adam olduğu genel olarak kabul edilmektedir.
Tartışma, İsa'nın tam kimliği tartışıldığında başlar. Hemen hemen her büyük din, İsa'nın bir peygamber, iyi bir öğretmen ya da tanrısal bir adam olduğunu öğretir. Sorun, İncil'in bize İsa'nın bir peygamberden, iyi bir öğretmenden ya da tanrısal bir adamdan sonsuz derecede daha fazlası olduğunu söylemesidir. Öyleyse, İsa kim olduğunu iddia etti? Kutsal Kitap O'nun kim olduğunu söylüyor?
Önce, İsa'nın Yuhanna 10: 30'daki "Ben ve Baba biriz " sözlerine bakalım . İlk bakışta, bu bir Tanrı iddiası gibi görünmeyebilir. Bununla birlikte, Yahudilerin O'nun sözlerine verdiği tepkiye bakın, Şöyle yanıt verdiler: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfrettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.” ( Yuhanna 10 : 33 ). Yahudiler, İsa'nın sözünü Tanrı olduğu iddiası olarak anladılar. Aşağıdaki ayetlerde İsa, "Ben Tanrı olduğumu iddia etmedim" diyerek Yahudileri asla düzeltmez. Bu, İsa'nın "Ben ve Baba biriz " ( Yuhanna 10:30 ) ilan ederek gerçekten Tanrı olduğunu söylediğini gösterir.
Yuhanna 8:58 başka bir örnek: " İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi. İsa'nın kimliğini "Ben" olarak duyurması, Tanrı için Eski Ahit adının doğrudan bir uygulamasıdır ( Çıkış 3:14 ). Yahudiler, küfür olduğuna inandıkları bir şeyi, yani Tanrı olduğu iddiasını söylememiş olsaydı, İsa'yı neden taşlamak istesinler? Yuhanna 1: 1 "Söz Tanrı idi" diyor. Yuhanna 1:14 “Söz beden oldu” diyor. Bu açıkça İsa'nın bedenen Tanrı olduğunu gösterir. Öğrenci Thomas, İsa'ya, "Rabbim ve Tanrım" dedi ( Yuhanna 20:28). İsa onu düzeltmiyor. Elçi Pavlus, O'nu “… yüce Tanrımız ve Kurtarıcımız, İsa Mesih” olarak tanımlar ( Titus 2:13 ). Elçi Petrus da aynı şeyi söylüyor, “… Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih” ( 2 Petrus 1: 1 ).
İsa'nın gerçek kimliğiyle ilgili soru neden bu kadar önemli? İsa'nın Tanrı olup olmaması neden önemli? İsa'nın Tanrı olması gerektiğinin en önemli nedeni, Tanrı olmasaydı, ölümünün tüm dünyanın günahlarının cezasını ödemeye yeterli olmayacağıdır ( 1 Yuhanna 2: 2 ). Böyle sonsuz bir cezayı yalnızca Tanrı ödeyebilirdi ( Romalılar 5: 8 ; 2 Korintliler 5:21 ). Borcumuzu ödeyebilmesi için İsa'nın Tanrı olması gerekiyordu. İsa'nın ölebilmesi için insan olması gerekiyordu. Kurtuluş ancak İsa Mesih'e imanla elde edilebilir. İsa'nın tanrılığı, kurtuluşun tek yolu olmasının nedenidir. İsa “Yol, gerçek ve yaşam benim. Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelmez ”( Yuhanna 14: 6 ). dedi.
İsa Mesih Rab ve kurtarıcıdır ve çarmıhta bizim için kendisini feda etti ama ölümü yenerek üçüncü gün dirildi! Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Günah, Tanrı’nın yasasına uymamak ve O’na karşı gelmektir. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Tanrı insanı erkek ve kadın olarak, Kendi benzerliğinde, bilgili, doğru, kutsal ve bütün yaradılış üzerinde egemenlik sahibi olarak yaratmıştır. Daha fazla bilgi almak için Kutsal Kitap'ta ''Yaratılış 1:26-27'' ayetlerini okuyabilirsiniz. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İncil’deki sakramentler; Vaftiz ve Rab’bin Sofrası’dır. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İsa Mesih’e iman etmek, bize müjdede sunmuş şekliyle aracılığıyla kurtuluşu aldığımız ve bu kurtuluş için sadece O’na güvendiğimiz, bizi kurtaran bir lütuftur. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Tanrı, varlığında, bilgeliğinde, gücünde, kutsallığında, adaletinde, iyiliğinde ve gerçekliğinde sınırsız, sonsuz ve değişmeyen bir Ruhtur. Ve zaman varken Tanrı'nın yüzünü arayın ve Onunla barışın. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İnsanın yaşam amacı, Tanrı’yı yüceltmek ve sonsuza dek O’ndan hoşnut olmaktır. Daha fazla bilgi almak için '' 2.Timoteos 1:9-10'' ayetlerini okuyabilirsiniz. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
On emrin özeti; Tanrımız olan Rab’bi bütün yüreğimizle, bütün canımızla, bütün aklımızla sevmek ve komşumuzu kendimiz gibi sevmektir. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
Vaftiz sözcüğu Grekçe kökenlidir ve 'suya batırma. daldırma' anlamı taşır. Dinsel açıdan taşıdığı anlam ise, kişinin eski günahlı yaşama ölmesi, yeni ve pak bir yaşama doğmasıdır. Yani suya batırılan kişi eski günahlı yaşamına ölür, çıktığında da pak ve aklanmış olarak doğar. Bu tamamen simgesel bir uygulamadır. İsa'ya iman edip İncil'i Tanrı sözü olarak kabul eden kişi vaftiz olur. Vaftiz bunun ifade biçimdir.
Bir anlamda diğer insanların önünde gerçekleşen vaftizle kişi, 'Yaşamımı İsa'ya adıyorum. Eski kötü yaşantımı bırakıp İsa'ya birlikte iman yaşamımı sürdürmek istiyorum. Bu kararımı sizlere paylaşıyorum' demek istemektedir. Evli insanlar genellikle alyans takarlar. Bu yüzük kişinin evli olduğunü gösterir. Evlenirken de düğün yapılıp çiftin arasındaki evlilik anlaşması kutlanır, ilan edilir. Evlilik cüzdanı da bir çok yerde çiftlerin evli olduğunu ispatlayan tek geçerli belgedir. Vaftiz de buna benzetilebilir. Bir çeşit duyuru, paylaşım ya da kutlama denilebilir.
Vaftiz kişiyi kutsal kılmaz, aklamaz ya da kurtarmaz. Kişi ancak İsa'ya iman etmekle kurtulur. Gerçekten yüreğini ve yaşamını İsa'ya adamayan kişinin vaftiz olması, resmen evli olmayan birinin alyans takıp gezmesine benzer. Vaftiz, verilmiş bir kararın sadece ve sadece törensel kısmıdır. Bu konularla ilgili videolarımıza ''Adana Kilise'' youtube adresimizden ulaşabilirsiniz.
İznik Konsili’nin toplanmasını gerektirecek nedenlerin tohumlarını İS 310 yıllarında, Mısır’ın İskenderiye kentinde görevli Aryus adlı bir kilise önderi tarafından ekilmeye başladı. Aryus, bu yıllarda İncil’e ters düşen bazı iddialar ileri sürmeye başladı. İS 300 yıllarına kadar, İsa Mesih’in şahsiyeti ile ilgili bir tartışmaya pek rastlanmaz. Hem o zamandaki hem şimdiki Hıristiyanlar, İncil’de yer alan bilgiler çerçevesinde, İsa Mesih’in Allah’ın Oğlu olduğunu ve Allah’ın Ruhundan olması nedeniyle, Allah’la eşit olduğunu kabul ediyorlar.
Aryus ise, İS 310 yıllarında, “ Oğul ( İsa Mesih) Baba’nın ( Allah’ın) bir yaratığıdır. Önceden ezeli olarak mevcut değildi. Bunun için Oğul’a ancak dolaylı olarak Allah diyebiliriz” diyordu. Aryus’un bu görüşlerinin yanlış olduğu, önce bağlı olduğu İskenderiye Episkoposu Alexandre tarafından belirtilmiş ve daha sonra İS 318 ‘de yüz Episkoposun katıldığı Mısır Konsil’inden de bu yönde bir karar çıkmıştı. Ancak Aryus, görüşlerini inatla savunmaya devam eder. Günden güne taraftar kazanması ise, “ Aryusçuluk tehlikesinin” büyüyeceğini gösteriyordu.
İmparator Konstantin’in Hıristiyanlığı kabul edişini politik nedenlere bağlıyanlar olduğu gibi, onun içten ve samimi bir şekilde Hıristiyanlığı kabul ettiğini söyleyenler de vardır. Konstantin’in Hıristiyan olduktan sonra bütün imkanlarını kullanarak, Hıristiyanlığa hizmet etmesi ikinci görüşü kuvvetlendiriyorsa da, bu konuda kesin bir şey söylemek tabii ki mümkün değildir. Konstantin, bir mektubunda: “ Eğer kötülüğün maskesini kaldırmazsam Allah’ın huzurunda ciddi şeklinde suçlu olacağım. Hiçbir şey, benim kararlı sözüme ve İmparatorluk görevime, hatayı yok etmek, yanlış görüşlerin kökünü kazımak, insanlığı saf bir dinle, samimi bir birlikle , kendisine borçlu olunan bir tapınma ile Allah’a tapmaya götürmek kadar iyi bir cevap olamaz” demektedir.
İşte bu derece samimi görünen İmparator Konstantin, Hıristiyanlar arasında meydana gelen her önemli sorunun büyük toplantılar arasında meydana gelen her önemli sorunun büyük toplantılar ( Konsil) yolu ile çözüldüğünü öğrenir. Acaba bu Aryusçuluk sorunu için de, İmparatorluğun bütün imkanlarını kullanarak, o ana kadar eşi yapılmamış bir Konsil düzenlenemez miydi? Elbette düzenlenebilirdi.
Davet edilen bütün Episkoposlara ve diğer kilise liderlerine, senatörlere tanınan haklar tanınarak bütün giderler İmparatorluk tarafından karşılandı. Konstantin, organize ettiği bu Konsil’e katılmış ancak, dinsel bir sıfatı olmaması nedeniyle, oy kullanamamıştır. İskenderiye ‘de görevli olan Aryus, Konsil’de en büyük darbeyi İskenderiyeli olan genç din adamı Athanas’tan yiyecekti. Aryus’un bütün iddialarını tek tek yanıtlaması, onu köşeye sıkıştıran sorular sorması bütün Episkoposların dikkatini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştı. Gerek Athanas’ın ve gerekse diğer Episkoposlar’ın konuşmaları, Aryus’un ileri sürdüğü iddiaların İncil’e aykırı olduğunu apaçık gözler önüne seriyordu.
Ancak Aryus’la başlayan İsa Mesih’in şahsiyeti ile ilgili bu tartışmalar, aynı zamanda yeni bir ihtiyacı da meydana getirdi: Bir Hıristiyan’ın İsa Mesih’İ nasıl kabul etmesi gerektiği daha açık bir şekilde formüle edilmeliydi. Konsil, bunu da yapmalıydı. Yoğun bir çalışma ile Konsil, bir Hıristiyan’ın gerek İsa ile ilgili ve gerekse diğer temel inanç konuları daha açık bir şekilde formüle eden, kısa ama önemli bir “İman İkrarı” ya da “ İnanç Bildirgesi” diyebileceğimiz “ Credo” yu hazırladı. Bu “Credo” Aryus ve iki arkadaşı ( İzmit ve Kayseri’ye Episkoposları Teonas ve Sekundus) dışında herkes tarafından onaylandı. Dünyanın hemen her tarafından gelen 318 Episkopos sayesinde bu “ İnanç Bildirgesi” hemen her kiliseye ulaştırılmıştı. Belki bu şekilde yanlış fikirler, yanlış iddialar azalır, gerçekler daha iyi anlaşılabilirdi.
İznik Konsili’nde hazırlanan bu “İnanç Bildirgesi ” şu şekildedir: “ Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen tüm varlıkların yaratanı olan bir tek Baba Allah’a inanıyoruz. Bir tek Rab İsa Mesih’e de inanıyoruz; Allah’ın Oğlu, Baba’dan doğan, biricik oğul, yani Baba’nın öz varlığından oluşan, Allah’tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah’tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil, doğrulmuş, Baba’nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her şey yaratılmış, biz için insanlar için ve kurtuluşumuz için ve gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya tekrar gelecek olan O’dur. Ve Kutsal Ruh’a da inanıyoruz. Buna karşılık, ‘Rab İsa’nın mevcut olmadığı bir devre vardı’ , ‘ O doğrulmadan önce yoktu’, ‘hiç yoktan meydana geldi’, ‘ Allah’tan başka bir madden veya özden yaratıldı’, ‘ değişebilir’ veya ‘ başka bir hale gelebilir’ diye ileri sürenlere gelince, kutsal, evrensel ve havarilerin yolunda olan Kilise, onları lânetlemektedir.”
Tabii İznik Konsili, bütün zamanını Aryus’a yanıt vermek ve “ İnanç Bildirgesini” hazırlamakla geçirmedi. Paskalya ( İsa Mesih’in ölümden diriliş) bayramının her zaman Pazar günü kutlanmasına karar vermiş ve din görevlileri ile ilgili önemli kararlar da alınmıştır.
İsa Mesih'in Tanrılığına ilişkin en çok sorulan sorular arasında bu soru da yer almaktadır. Bu soruya yanıt Üçlübirlik’te ve İsa’nın yeryüzüne gelip beden almasında yatmaktadır.
Üçlübirlik, tüm yaradılışta tek Tanrı’nın olduğunu anlatan öğretiştir. Bu tek Tanrı üç kişilikten oluşur: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Üç tanrı yoktur, sadece tek Tanrı vardır. Her biri ayrı kişiliktir, fakat yine de özde her biri tanrısal doğaya sahiptir.
Üçlübirliğe yakın bir benzetmeyi, zaman kavramını yakından inceleyerek bulabiliriz. Zaman geçmiş, şimdiki ve gelecek zamandır. Zamanın üç “kısmı” veya “yönü” vardır. Bu tek olan zaman dışında, “üç” zaman olduğu anlamına gelmez. Her biri bir anlamda ayrıdır, fakat her biri aynı doğayı veya özü taşır.
Aynı şekilde, Üçlübirlik aynı doğayı paylaşan üç farklı kişilikten oluşur. Hristiyanlıkta Üçlübirliğin ikinci kişisi İsa’nın beden alma öğretişine göre, İsa kendi Tanrı doğasına insan doğasını ekledi ve insan oldu. Kutsal Kitap, İsa’nın beden almış Tanrı olduğunu söyler, “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı… Söz, insan olup aramızda yaşadı. O'nun yüceliğini Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul'un yüceliğini gördük.” (Yuhanna 1:1, 14); ve “Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih'te bulunuyor.” (Koloseliler 2:9).
İsa bundan dolayı iki doğaya sahiptir. O hem Tanrı hem de insandır. İsa tamamen insandır, fakat aynı zaman tanrısal doğaya da sahiptir.
TANRI
İNSAN
SONUÇ: İnsan olarak İsa’nın dua etmeye ihtiyacı vardı. Dua ederken duayı Kendisine etmiyordu, fakat Baba Tanrı’ya etmekteydi.
1947 - 1956 yılları arasında Lut denizi etrafındaki mağaralarda bir çok eski İbrani’ce Tomar bulundu. Tomarların bulunduğu yer nedeni ile Lut denizi tomarları olarak adlandırıldı. Bu tomarlar 20.000 den fazla el yazması parça ve 100 den fazla Kutsal Kitap'tan oluşmaktadır.
Bu muazzam kütüphane İ.S 68 civarında Esseniler denilen bir tarikat tarafından kurulmuştur ve kütüphane Eski Ahit'in büyük bir bölümünü içermektedir. Esseniler, Ferisiler ve Sadukiler gibi yoldan çıkmış bir tarikat değil; Allah'a ve onun sözlerine bağlılıklarını sürdüren ve kutsal yazıları çok titiz olarak korumaya çalışan bir tarikattı. Esseniler diğer tarikatlardan uzak dururlardı ve zamanlarının yarısını da kutsal yazıların el yazmalarını çoğaltmasına ayırırlardı.
Bu nüshaların yazılması İ.Ö. ikinci yüz yıl ile İ.S.68 arasındaki tarihlere ait olduğu halde, bu eski Ahit metinleri ile 1008 tarihli Leningrad Kodeks Masoretik metni arasında manayı değiştirecek bir fark yoktur. Demek ki Kitabı Mukaddes çok güvenilirdir.
Bu "Lut Denizi Tomarları" bu gün İsrail'de "Shirine of the Book" adlı bir müzede sergilenmektedir. Dileyen herkes bu tomarları görebilir.
Ülkemizde Kilise dendiğinde genelde aklımıza çan kuleleri ve eski büyük binalar gelir. Ancak kilise yani soruda da belirtilen kilise bu mudur? Hayır! Kilise denilince akla İsa Mesih’e Rab ve Kurtarıcı olarak iman edenlerin oluşturduğu bir topluluk gelmelidir.
Bu nedenle tek bir Kilise vardır ve onun başı şu yada bu Papaz değil, İsa Mesih'tir. Mesih İnanlıları her şeyden önce İnsanın yegane yaratılma amacının sonsuza dek Tanrı’yı yüceltmek ve O’na tapınmak olduğuna iman ederler. Her şeyin yaratıcısı yüce Allah dünyayı 6 günde yaratmış 7. gün dinlenmiştir. Aynı uygulamayı bizden de beklemektedir. Sept günü yani 7. gün Tanrı'nındır ve O bu günü dünyanın telaşından uzak ve yalnızca O'na olan şükran ve teşekkürümüzle geçireceğimiz bir gün olarak kendine ayırmıştır.
Ancak Mesih inancında İbadet yada tapınma yalnızca haftanın belli bir gününde yapılan ve biten diğer günlerde ise ibadetin yerine getirilmiş olmasının verdiği rahatlık ve rehavet içerisinde geçiştirilen bir uygulama değildir. Kilise ibadeti aynı imanı paylaşan insanların bir arada birbirlerini teşvik ederek gerçekleştirdikleri tapınmadır. Yukarıda da belirttiğimizi gibi yegane amacımız Tanrı’yı sonsuza dek yüceltmektir ve bu yaşamımızın tamamını kapsamaktadır.
YUHANNA 16:33